Home Dijital Gazete Öztrak: “Saray kınadığıyla sınanıyor”

Öztrak: “Saray kınadığıyla sınanıyor”

by bagimsizhaberajansi

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

CHP Sözcüsü Öztrak, Yargıtay’ın Mann Adası davasıyla ilgili kararıyla, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının olgusal temele dayandığını tescillediğini belirterek, “Şimdi‘İspat ettiğin anda, Cumhurbaşkanlığını bırakacağım’sözlerinin sahibinin, sözünün eri olmasını, sözünün gereğini yapmasını bekliyoruz” diye konuştu.

Sarayın yıllarca diline doladığı İkinci Dünya Savaşı’ndaki ekmek karnelerinin bir benzerinin Gaziantep’te AK Partili belediye tarafından dağıtıldığını söyleyen Öztrak, “Saray, kınadığı her şeyle sınandı ve her defasında da kaybetti. Bugün bu ülkede savaş mı var? Hayır. Savaş Ukrayna’da. Ambargolar Rusya’ya uygulanıyor. Ama kıtlık ve ekmek karnesi Türkiye’de… Buna Allah’ın sopası yok denmez de ne denir” değerlendirmesinde bulundu. 

Hükümetin 20 temel malın fiyatında üst sınır belirlemeye hazırlandığı haberlerini de değerlendiren Öztrak, “Üretim yoksa narh sadece geçici bir çözümdür. Üretim artmıyorsa, narh konan mal bir süre sonra tezgâh altına iner. Karaborsa olur. Altını çizerek söylüyoruz, ucuzluk sopayla değil, üreterek olur” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin Kur Korumalı Mevduat için Hazine’den bir kuruş bile çıkmayacağına yönelik sözlerini anımsatan Öztrak, “Kur Korumalı Mevduatlar için, daha üçüncü ayda bütçeden 11 milyar 700 milyon lira ödeme yapılmış. Buna vazgeçtikleri vergi gelirleri de dâhil değil. Normal bir ülkede, bir Bakan ‘Kasadan tek kuruş çıkmayacak’ dedikten 3 ay sonra, kasadan 11 milyar 700 milyon lira çıkarsa, o bakan o koltukta bir dakika dahi oturmaz. Ya da oturtulmaz” ifadelerini kullandı.

Enflasyon arttıkça, TÜFE’ye endeksli kâğıtlarınmaliyetlerinin de arttığına dikkat çeken Öztrak, enflasyonu azdıran hükümetin milletin üstüne yıktığı henüz görünmeyen bir başka yükün de bu olduğunu kaydetti. Öztrak, “Geçtiğimiz yıl Aralık başında bu hesaba göre, potansiyel iç borç faiz yükü 795 milyar liraydı. TÜFE’ye endeksli kâğıtların faiz yükünün artması ve döviz kurlarındaki artış sonucunda, Mart 2022 başında potansiyel faiz yükü, 1 trilyon 347 milyar liraya sıçradı. Saray yönetiminde geçen her saniye, faiz taksimetresini çalıştırıyor. Sarayın çoluğumuzun çocuğumuzun sırtındaki yükü, her geçen gün daha da ağırlaşıyor” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, şöyle devam etti:

“Şems-i Tebrizi; “Hangi hakikat gizlenmek istendikçe daha çok aşikâr olmadı ki?” demiş. Evet, gerçeklerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi, güzel bir huyu var. Bu ülkede fakir fukara sabah kalkıp, yüzünü yıkamak için musluğu açtığında, dört çeşit vergi öder. Yaptığı her iş vergiye tabidir. Vergiden kaçınamaz. Ama bu ülkeyi yönetenlerin akraba-i taallukatı, vergi cennetlerindeki 1 sterlinlik şirketlerle iş tutar. Milyonlarca dolarlık para alışverişi yapar. Tek kuruş vergi ödemez. 

ERDOĞAN’IN SÖZÜNÜ TUTMASINI BEKLİYORUZ

Genel Başkanımız, bundan dört buçuk yıl önce, Saray efradının yakınlarının, Vergi Cenneti Mann Adasındaki bir şirket üzerinden, Türkiye’de vergi ödemeden gerçekleştirdikleri milyonlarca dolarlık para alışverişlerini, belgeleriyle ortaya koymuştu. Bu belgelerin muhatabı; Genel Başkanımızın ortaya koyduğu belgelere “Bir tomar kâğıt” dedi. Ardından da sarf ettiği, “İspat ettiğin anda, Cumhurbaşkanlığını bırakacağım” sözleri de hala orta yerde duruyor. Yargıtay, Genel Başkanımızın açıkladığı belgelerle ilgili, hem ilgili bankanın hem de MASAK’ın yazılarına dikkat çekerek Genel Başkanımızın açıklamalarının, “Olgusal temele dayandığını” tescil etti. Genel Başkanımızın açıklamalarında “Kamu yararı bulunduğuna” hükmetti. Şimdi; “İspat ettiğin anda, Cumhurbaşkanlığını bırakacağım” sözlerinin sahibinin, sözünün eri olmasını, sözünün gereğini yapmasını bekliyoruz.

KÖTÜ BİR ŞAİR GİBİ

Rumen yazar Cioran; “Kötü şairleri daha da kötü yapan, şiirden başka hiçbir şeyi öğrenmeye çalışmamalarıdır” demiş. Bizdeki Hükümet de kötü bir şair misali, kerameti kendilerinden menkul teranelerin dışında, başka hiç bir şeyi tanımıyor, öğrenmiyor. Aynı hataları sürekli tekrar edip, duruyor. Yaptığı hatalar da, paramızı pul ediyor, enflasyonuazdırıyor. Hataların faturası, işsizlik ve hayat pahalılığı olup, milletimizin sırtına yükleniyor. Saray yanlıştan vazgeçeceğine, TÜİK’e verileri eğip büktürerek, bu hataların faturasını gizlerim sanıyor. Yetmiyor, “Bu veriler doğru değil” diyen bilim insanlarını susturmaya çalışıyor. Gerçekleri karartmak için, baskı, sansür ve cezadan medet umuyor. Benzin ve mazot zamlarını saklamak için, EPGİS’e sansür getirdiler de ne oldu? Millet şimdi pompaya gittiğinde benzine, mazota gelen zammı görmüyor mu? İşte dün mazota yine zam geldi. Allah’ın bildiğini, milletin zaten yaşadığını, kimden saklıyorlar? Herkes biliyor geminin su aldığını. Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini. Herkes biliyor zarların hileli olduğunu. Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz. 

TÜİK’E GÖRE İŞSİZLİK AZALIYOR AMA İŞ KUYRUKLARI SÜRÜYOR

TÜİK “İşsizlik azalıyor” diyor. Adıyaman’da 19 kişinin alınacağı temizlik kadrosuna 17 bin, Şanlıurfa’da 60 kişilik temizlik kadrosuna 53 bin yurttaşımız başvuruyor. Niğde’de üniversite hastanesi, 78 işçi alacağım diyor, 13 binden fazla başvuru yapıyor. Erzurum’da Şehir Hastanesine 241 işçi alınacak deniyor, 49 bin yurttaşımız kapılara yığılıyor. Hükümetin başı ne kadar, “İşsizlik azalıyor” derse desin, TÜİK rakamları ne kadar eğilip bükülürse bükülsün, işsizlik milletimizin canını çok kötü yakıyor. 

ÇİFTÇİYE ANANI AL GİT DERSEN AYÇİÇEK YAĞI DA 200 LİRAYI GÖRÜR

Bu bereketli topraklarda, insanlarımız artık açlıkla sınanıyor. Domatesin kilosu 20 lira, patatesin tazesi 11, küçüğü 19 lirayı buldu. Biber sadece tadıyla değil, fiyatıyla da acı… Markette sivri biberin kilosu 40 liradan başlıyor. 5 litrelik ayçiçek yağı 150-200 lira. Çiftçiye doğru dürüst destek vermezseniz, derdini çözmeye çalışacağına, “Ananı da al git” diye kovalarsanız, ayçiçek yağıda raflarda elbette 200 lirayı görür. Hayat pahalılığı, umutları, hayalleri bitiriyor. Bu ülkenin geleceği gençler, kendi geleceklerini başka ülkelerde arıyor. Hukuk okumuş Sivaslı bir genç kızımız, Avrupa’da getir-götür işi yapıyor. Ama Türkiye’ye dönmek istemiyor. Nasıl dönsün? Bugün bu ülkenin gençleri için, çalışıp bir ev, bir araba almak artık hayal oldu. Geçtik ev almayı, ev kiralamak bile kâbus. Kiralar son bir yılda; İstanbul’da yüzde 112, Ankara’da yüzde 107 arttı. 

DERT, TASA BU ÜLKENİN VATANDAŞINA

Ama dert tasa pahalılık bu ülkenin vatandaşına… Başka ülkelerin vatandaşları, bu ülkede evleri ucuz ucuz kapatıyor.Çünkü onların paraları değerli. Sınırlarımız Peşaver gibi, perfore oldu. Herkes elini kolunu sallayarak ülkemize geliyor. Ankara’da kırmızı ışıklarda kâğıt mendil, su satan kaçaklar vaka-i adiyeden oldu. IŞİD militanları ülkede fidye tahsil ediyor. Gün geçmiyor ki sığınmacıların sosyal medyadaki paylaşımları, milletimizin sinirlerini germesin. Ama Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanı ve onun atama İçişleri Bakanı, bu kadar göçe rağmen ülkede “Huzur ve güvenden” bahsediyor. 

İKİ YIL İÇİNDE SURİYELİLERİ GÖNDERECEĞİZ

Tekrarlıyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının ikinci yılında, ülkemizdeki Suriyeli sığınmacı sorununu bitireceğiz. Suriye yönetimiyle masaya oturacağız. Güvenliklerini sağlayacağız, sığınmacıları ülkelerine göndereceğiz.

TIR ŞOFÖRLERİMİZ KAPIDA BEKLİYOR

Hep diyoruz: Sarayda yaşayanlar milletin halini görmüyor. Sesini duymuyor. Milletimizin her derdine ilgisizler. TIR şoförlerimiz, Rusya’yla Gürcistan arasındaki VladikavkazSınır Kapısı’nda 45 gündür bekletiliyor. 1000 TIR yani 1000 şoförümüz sınırda perişan. Ama Saray’dan tık yok. Bu insanlar, ne yer, ne içer? Oralı bile değiller. Dışişleri Bakanlığı’na çağrıda bulunuyoruz. Bu insanlarımızı görün, seslerini duyun. Bu sorunu biran evvel çözün.

ARTIK EKONOMİDE LASTİK YAMA TUTMUYOR

2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dedikleri, bir kişinin dediği dedik, çaldığı düdük ucube bir rejime geçtiler. Yaptıkları hatalarla ekonominin lastiğini patlattılar. Patlattıkları lastiğe de yama yaptılar. Yama üstüne yama artık lastik yama tutmayınca da, ekonomiyi açık piyasa ekonomisi olmaktan çıkardılar, kumanda ekonomisine dönüştürdüler. Önce “Tanzim satış” dediler, insanları üç kuruş ucuz patates, soğan için kışın soğuğunda kuyruğa diktiler. Tutmadı. Ardından, “Tarım Kredi marketlerinde ucuzluk var” dediler. Bu marketlerde de fiyatların, diğer marketlerle aynı olduğu ortaya çıktı. O söyledikleri de tutmadı. “Et ve Süt Kurumu’nun marketlerinde indirim var” dediler. Millet kapılara yığıldı, “Kuyruk olmasın diye” et fiyatlarını artırdılar. O da tutmadı. 

GAZİANTEP’TE EKMEK KARNESİ: SARAY KINADIĞIYLA SINANIYOR

Şimdi son olarak belediyelerinde ucuz ekmek karnesi dağıtmaya başladılar. 2. Dünya Savaşı’nda, dünya açlıktan kırılırken, ülkeyi savaşa sokmamak için direnen, o yoklukta, ekmek karnesi dağıtmak zorunda kalan, İsmet Paşa’yı yıllarca dillerine dolayanların belediyeleri şimdi vatandaşa ekmek karnesi dağıtıyor. Saray, kınadığı her şeyle sınandı. Ve her defasında da kaybetti. Bugün bu ülkede savaş mı var? Hayır? Savaş Ukrayna’da. Ambargolar Rusya’ya uygulanıyor. Ama kıtlık ve ekmek karnesi Türkiye’de… Buna “Allah’ın sopası yok” denmez de ne denir. 

NARH GEÇİCİ ÇÖZÜM, ASLOLAN ÜRETİM

Şimdi de, 20 temel ihtiyaç malzemesine narh koymayı, tavan fiyat getirmeyi konuşuyorlarmış. Vatandaşın rahat etmesi için enflasyon altında ezilmemesi için atılacak her “akıllıca” adımın yanında olacağız. Ama, Sarayın yanlış politikaları nedeniyle arşa çıkan, mazot, gübre, yem maliyetleri nedeniyle çiftçi tarlasını ekemiyorsa, üretici hayvanını besleyemiyorsa,kesmeye gönderiyorsa, üretim yoksa, narh sadece geçici bir çözümdür. Üretim artmıyorsa, narh konan mal bir süre sonra tezgâh altına iner. Karaborsa olur. Altını çizerek söylüyoruz, ucuzluk sopayla değil, üreterek olur.

FİNANS PİYASALARINDA ALINAN SATILAN HER ŞEY SARAY KONTROLÜNDE

Sadece mal ve hizmet piyasasında değil, mali piyasalarda da,adım adım taş devrine dönüyoruz. Saray buralarda da hata üstüne hata yapıyor. Yama üstüne yama yapıştırıyor. Basınç arttıkça da önce faturayı Hazineye yıkıyor, sonra da milletimize kesiyor. Finans piyasalarında, alınan satılan herşey artık sarayın kontrolüne geçti. Fiyatlar gerçek olmaktan çıktı. 

EKONOMİYİ DE BİLMİYORLAR TARİHİ DE

Saray ekonomiyi bilmediği gibi, tarihi de bilmiyor. Rahmetli Özal’ın Dövize Çevrilebilir Mevduatlar için söylediği: “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır, bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan bir yük altına sokmaz.” Sözlerini bunlar bilmiyor, hatırlamıyor ya da unuttu. 

1 KURUŞ ÇIKMAYACAK DEDİLER 11,7 MİLYAR LİRA ÇIKTI

Nebati Bakan, “Hazine’den tek kuruş çıkmayacak” demişti. Ama bir çeşit DÇM olan, Kur Korumalı Mevduatın yüküyavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Kur Korumalı Mevduatlar için, daha üçüncü ayda bütçeden 11 milyar 700 milyon lira ödeme yapılmış. Şimdi buna vazgeçtikleri vergi gelirleri de dâhil değil. Normal bir ülkede, bir Bakan “Kasadan tek kuruş çıkmayacak” dedikten 3 ay sonra, kasadan 11 milyar 700 milyon lira çıkarsa, o bakan o koltukta bir dakika dahi oturmaz. Ya da oturtulmaz. Ama Saray ve şürekâsında nerede o irade, nerede o idrak… 

İHRACATÇININ REKABET GÜCÜNE BİR DARBE DAHA

Finansal piyasalarda,  alışveriş serbestisinin bittiğinin bir başka örneği: Önce ihracatçılarımıza ülkeye getirdikleri dövizin yüzde 25’ini, Merkez Bankası’na zorunlu olarakdevret dediler. Yetmedi, bu oranı Pazartesinden itibaren yüzde 40’a çıkaracaklarmış. Turizmcilerin döviz gelirleri de sırada… İhracatçımızın üretim ve ihracat yaparken dövize ihtiyacı var. Bu düzenlemeyle, ihracatçı, yaptığı ihracattan elde ettiği döviz gelirinin yüzde 40’ını Merkez Bankası’na verecek. Sonra ihtiyacı olan dövizi, kur hiç değişmese bile, bankaya ilave bir komisyon ödeyerek alacak. Durduk yerde ihracatçının üzerine, yeni bir işlem maliyeti yüklüyorlar. İhracatçımızın rekabet gücüne, elektrik, gaz faturalarıyla zaten darbe vurmuşlardı şimdi bir de buradan darbe vuruyorlar. Cehaletin bu kadarı özel bir gayret gerektirir. 

BUNLAR GEÇMİŞTE KRİZE GÖTÜREN HATALAR

Enflasyonu hortlattılar. Hala para basarak, kredi dağıtmanın peşindeler. Şimdi belli firmalara, Merkez Bankasından yüzde 9 faizle, 150 milyarlık kredi dağıtacaklarmış. 150 milyar liralık kredi kimlere dağıtılacak? Bu ucuz kredileri kimler almayı hak edecek, buna kim karar verecek? Bu kaynak tahsisine kim karar verecek? Yine birilerinin servetine servet katacaklar? Buna benzer politikalar 1960’dan beri uygulandı.Yeni bir şey yok. Para basarak kredi dağıtmanın, ekonominin işleyişini ve kaynak tahsisini bozduğu, enflasyonu azdırdığı defalarca görüldü. Ama tarihten ders almayı bilmiyorlar. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasını ispatlamak adına, hem döviz kurunu, hem de faizi aynı anda kontrol edebileceklerini sanıyorlar, uğraşıyoruz yaparız diye. “Çakma ekonomistler” değil, gerçek ekonomistler bunun mümkün olmadığını, bunun yol açtığı basıncın, ya faizi, ya da döviz kurunu, ya da ikisini birden patlatacağını biliyorlar. Türkiye bunun acı sonuçlarını geçmişte tecrübe etti. 1994’te ülkeyi yönetenler dövizi tutup, faizin üzerine baskı kurmaya çalıştı. Sonuç felaket oldu. 1994 yılının Nisan ayında hem döviz kuru, hem de faiz patladı. Ekonomi IMF kapısına düştü. Yine 1999’da bu defa IMF ile bir program imzalandı ve program 1 Dolar + 0,77 Euro’dan oluşan sepetin TL karşılığını, bir yıl boyunca günlük olarak belirledi ve o patika üzerinden götürmeye karar verdi bunu da ilan etti. 2000 yılı boyunca faizi tutup, döviz kuru kontrol edilmeye çalışıldı. Ama sonuç yine hüsran oldu. Önce 2000 yılının Kasım ayında faiz uçtu gitti. Ardından 2001 yılının Şubat ayında, hem döviz kuru, hem de faiz o güne kadar görülmedik seviyelere ulaştı. Sonunda dalgalı kur rejimine geçildi. Dalgalı kur rejimi uzunca bir süre ekonominin sigortası oldu.

GEÇMİŞTEN YARIM HİSSE BİLE KAPMADILAR

Ama şimdi gizli, örtük, kontrollü kur rejimine geçildi. Böylece bu sigortayı devreden çıkarttılar. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif’in dediği gibi, “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar, hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” Tüm bu acı tecrübeler ortada iken, geçmişten yarım hisse bile kapmayanlar, 2018’den bu yana ekonomimize, adeta bir deli gömleği giydirmeye çalışıyorlar. 2019 Mahalli İdare Seçimleri öncesinde, hem faizi hem de döviz kurunu aynı anda tutabilmek için, döviz rezervlerini, Merkez Bankası’nın arka kapısından cayır cayır sattılar. Dibi delik kovaya su boşalttılar.Sonra Damat, “at izi it izine karıştı” dedi çekti gitti. 128 milyar dolar rezerv, yok yere tüketildi. Bugün Merkez Bankası kasasında kendine ait tek bir sent yok. 8 Nisan 2022 tarihi itibariyle, Merkez Bankası’nın döviz kasası, 44 milyar 700 milyon dolar net açık veriyor.

FAİZ NAS, KARAR PAS, EKONOMİ PASPAS

Geçtiğimiz yılın Ağustos ayının başında Erdoğan çıktı: “Ağustosla birlikte enflasyonda düşüşü göreceğiz. Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Faiz oranlarında da düşüşe geçiyoruz, yüksek faiz yok. Çünkü yüksek faiz, bize yüksek enflasyonu getirecektir” dedi. O gün enflasyon yüzde 19’du, politika faizi de yine yüzde 19’du. Bu sözlerden sonra talimatla faizleri 5 puan indirdi. Bugün enflasyon ne kadar? Resmi rakamlarla yüzde 61. ENAG’ınrakamlarıyla yüzde 143. “Faiz indirmek nassın gereği” diyen “Faiz sebep, enflasyon sonuç” iddiasını ortaya atan, bu iddiasına gerçekten güveniyorsa, söylediklerine de inanıyorsa, rekor kıran enflasyon rakamlarına bakıp, “Demek ki yüzde 14 faiz de çok” der. Ardından da faizi indirir. Ama dört aydır faiz aynı yerde duruyor, bu iddiaları ortaya atanda da tık yok. Faiz nas. Kararlar pas. Ekonomimiz oldu paspas. 

HALK DÜŞMANI ENFLASYONUN İPLERİNİ BİLEREK SALDILAR

Nastı, pastı derken, paramız pul oldu. Satın alma gücü kalmadı. “Paranın itibarı milletin itibarıdır” diyerek işbaşına geldiler. Ama en başta paranın itibarını koruyacak kurumun itibarını, üç paralık ettiler. Nebati Bakan çıktı; “Merkez Bankası faizini önemsizleştirdik” dedi. En büyük halk düşmanı olan enflasyonun dizginlerini, bilerek, isteyerek serbest bıraktılar. Ciddi akademisyenlerimiz araştırmış, yüzde 61 seviyesine çıkan enflasyonun, dörtte biri, yani 15 puanının yurtdışından kaynaklı olduğunu bulmuş. Geriye kalan 46 puanise, tamamen yerli, milli saray imalatı, saray mamulü. Yani bugün yaşadığımız bu yıkımın müsebbibi, dışarıda değil, içeride. Sarayında keyifle oturuyor. 

ARPACIYA BORÇ EDEN AHIRINI TEZ SATAR

Enflasyona sebep olanlar, enflasyonla mücadele edemez. Edemiyorlar da zaten… Atalarımızın güzel bir sözü var: “Arpacıya borç eden, ahırını tez satar.” Bugün Türkiye ekonomisinin hali de tam bu… Son 20 yılda ekonomiyi borçkolik yaptılar. Borç bulamadıklarında, ekonomimiz krize giriyor. Taşıma su olmadan, değirmen dönmüyor. Geçtiğimiz Ağustos ayından bu yana devletin borç stoku, 853 milyar lira artarak, 2 trilyon 948 milyara çıktı. Sebep; toplam kamu borcunun yüzde 66’sı döviz cinsinden! Sarayın yanlış politikaları sonucunda, döviz patlayınca, borç da patladı. Akıllı bir hükümetin yapmayacağı ne varsa, hepsini saray yaptı. 

POTANSİYEL FAİZ YÜKÜ 1,4 TRİLYON LİRA

Damat iş başına geldikten sonra, sadece kasadaki dövizleri bitirmedi, devletin hazinesini yurt içinden, kendi vatandaşından dövizle borçlandırdı. Gerçek ekonomistler buna “ilk günah” diyorlar. Ama çakma ekonomistler tabi günah nedir bilmiyor. Bir de TÜFE’ye endeksli borçlar var. Enflasyon arttıkça, TÜFE’ye endeksli kâğıtların vadesi dolduğunda, ödenecek anapara ve faiz yükü de artıyor. Ama bu borç vade dolana kadar stokta görünmüyor. Enflasyonu azdıran sarayın, bize, çocuklarımıza, torunlarımıza bıraktığı, henüz görünmeyen bir başka yük de bu… Şu anda kur, enflasyon ve faiz riskinden etkilenmeyen, sabit TL faizli borçlanma araçlarının, iç borç içindeki payı yüzde 32’ye düşmüş üçte biri. Oysa 2018’de bu oran yüzde 63 idi. Yani borcun üçte ikisi risksiz sabit kurla belirlenmiş borçtu. İç borcun kur riski de, enflasyon riski de makuldü. Tek kişilik rejim bunu da bozdu. Hazine ve Maliye Bakanlığı her ayın ilk günü, iç borç stokunun değerlemesini yapar. Faiz yükü tahminlerini de açıklar. Geçtiğimiz yıl Aralık başında bu hesaba göre, potansiyel iç borç faiz yükü 795 milyar liraydı. TÜFE’ye endeksli kâğıtların faiz yükünün artması, döviz kurlarındaki artış sonucunda, Mart 2022 başında potansiyel faiz yükü, 1 trilyon 347 milyar liraya sıçramış. Saray yönetiminde geçen her saniye, faiz taksimetresini çalıştırıyor. Sarayın, çoluğumuzun çocuğumuzun sırtındaki yükü, her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

BU HÜKÜMET, FAİZ LOBİLERİNİN HÜKÜMETİ

Dün Mart ayı bütçe sonuçları açıklandı. Bu yılın ilk üç ayında, bütçeden faiz lobilerine ödenen para; 85 milyar lira. Bu ucube rejime geçtiğimiz 2018’de, bütçeden ödenen faiz bir yılda 74 milyar liraydı. Şimdi bir yılda ödedikleri faizi, üç ayda öder hale geldiler. İşte bu bütçe faiz giderleri grafiği. Ne demişti seçimlerden önce Erdoğan? “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra, bu faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz.” İşte bak burada faizle, şununla, bununla, nasıl uğraşıldığı görülüyor. Milletimiz bunu gördü, bunu yaşadı. Hep diyoruz: Bu hükümet faiz lobilerinin hükümetidir. Bu hükümet faiz baronlarının hükümetidir.

ÖNCE KAHKAHA YOK OLDU, SONRA GÜLÜMSEME

Cioran’ın sözleriyle başlamıştık, sözlerimizi yine ondan bir alıntıyla bitirelim… “Önce kahkaha yok oldu, sonra gülümseme… İşte bu çöküşün resmidir.” Vatandaşlarımızın kahkahasını, gülümsemesini, neşesini çalan bir yönetim baskıyla, sopayla, hamasetle devam edemez. Milletimiz, neşesini, gülüşünü çalanlara sandıkta hak ettiği cevabı verecektir. Artık bir zulüm ortaklığına dönüşen Saray ortaklığını sandıkta çökertecektir. Milletimiz sandıkta; “Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet” diye haykıracaktır. 

BU SEÇİM TARİHE GEÇECEK

Bu seçim, sadece beceriksiz bir hükümetin sandıkta tasfiyesi değildir. Bu seçim daha da önemlisi milletimizin parasını pul eden, cebini boşaltan, beceriksiz bir otokrat rejimin, milletimiz tarafından sandıkta tasfiyesini gerçekleştiren, tarihi bir seçim olacaktır. Milletimizin Kurtuluş Savaşında, emperyalizme karşı yazdığı destan, tarihin sayfalarına, altın harflerle nasıl geçtiyse, milletimizin bu seçimlerde göstereceği karar ve irade de, dünya demokrasi tarihinin sayfalarına, altın harflerle geçecektir. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, sarayın bozduğunu, biz düzelteceğiz. Sarayın hortlattığı hayat pahalılığını, biz bitireceğiz. Sarayın işsiz bıraktığı insanlarımızı, biz iş sahibi yapacağız. Sarayın yıktığını, biz yeniden inşa edeceğiz. 20 yılda bu milletten çalınanları biz yerine koyacağız. Kayıpları telafi edeceğiz. Sarayın bölüp parçaladığı milletimizi biz barıştıracağız. Saray çok üzdü, biz milletimizin yüzünü güldüreceğiz. 

DOĞAN GÜNE MERHABA, KARANLIĞA ELVEDA

Biz milletimize güveniyoruz. Biz kendimize güveniyoruz. Yeni Kadrolarla, Yeni Kurumlarla, Yeni Kurallarla ülkemizi ayağa kaldıracağız. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılının şafağında, “Doğan güne merhaba, karanlığa güle güle” demek için, biz hazırız. Milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa soruları alayım. 

Soru- Cumhurbaşkanı AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün yaptığı konuşmada “Ülkemizde herkes can ve mal güvenliğine sahiptir. İsteyen herkesin çalışacak işi vardır” dedi. Yoğun işsizliğin ve üniversite mezunu gençlerin istihdam sorununun tartışıldığı bu dönemde Cumhurbaşkanının bu açıklamasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Faik ÖZTRAK- Yani hep söylüyorum, saray milletin halini görmüyor, milleti unuttu. Biraz önce ifade ettim Adıyaman’da 19 kişilik kadroya 17 bin kişi başvuruyorsa, Şanlıurfa’da 60 kişilik kadroya 53 bin yurttaşımız başvuruyorsa, Niğde’de hastanede açılan 78 kişilik işe 13 binden fazla vatandaşımız başvuruyorsa, Erzurum’da şehir hastanesinde 241 kişilik işe 49 bin vatandaşımız başvuruyorsa bu ülkede iş arayan herkes iş bulabiliyor nasıl deniyor ben anlamıyorum. Bu ülkede iş arayan herkes iş buluyorsa Mart ayında İŞKUR’da kayıtlı işsiz sayısı sadece tek bir ayda 500 bin kişi artarak 3 milyon 635 bin kişiye nasıl ulaşıyor? Yani bu insanlar eğlence olsun diye mi İŞKUR’a başvuruyorlar? Bu lafları ancak millete dürbünün tersiyle bakanlar söyler. Teşekkür ediyorum.”

Hibya Haber Ajansı

related posts

Leave a Comment