Home Dijital Gazete Kaya: “İsrail’e daha ne kadar sessiz kalınacak?”

Kaya: “İsrail’e daha ne kadar sessiz kalınacak?”

by bagimsizhaberajansi

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kaya, gündemi değerlendirdi. Kaya, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Muhterem Genel Başkanımızın ani gelişen bir başka programı nedeniyle basın açıklamamızı partimiz adına ben gerçekleştiriyorum.

Milletimizin Başı Sağ Olsun

Toplantımızın hemen başında Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilen Pençe-Kilit Operasyonları sırasında şehit olan kahraman askerlerimiz Üsteğmen Ömer Delibaş ve Piyade Teğmen Kaan Kanlıkuyu’ya Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve silah arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

Bir de az önce aldığımız acı bir haber daha var. Bursa’da infaz koruma memurlarını taşıyan servisin geçişi sırasında bir EYP’nin uzaktan kumandayla patlatılması sonucu şehit olan Cengiz Yiğit’e Allah’tan rahmet, ailesine ve mesai arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyor, yaralı personellerimize de acil şifalar niyaz ediyoruz.

Artık Ramazan-ı Şerif’in son günlerini idrak ediyoruz.

Allah huzur, bereket, sağlık ve afiyetle bu günleri tamamlamayı ve ardından da bayrama kavuşmayı bizlere nasip eylesin…

İsrail’in Alçakça Saldırıları

Muhterem arkadaşlar, değerli basın mensupları;

Yıllardır olduğu gibi bu Ramazan da maalesef, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’da terör devleti İsrail’in Müslümanlara yönelik şiddetine tanık olduk. İsrail, Müslümanların gözbebeği Mescid-i Aksa’ya ve oradaki Filistinli kardeşlerimize saldırılarının şiddetini artırdı.

İsrail, bu saldırılarını özellikle İslam dünyası için bu özel günlerinde gerçekleştirerek tüm Müslümanlara gözdağı vermeye çalışıyor. Yani işgalciler, alçaklıklarına ve pervasızlıklarına her gün bir yenisini daha eklemeye devam ediyor.

Dünya kamuoyunun ikiyüzlülüğü ve İslam âleminin sessizliğinden cesaret bulan İsrail, herkesin gözü önünde küstahça hareket ediyor…

Düşünün ki, İsrail’i 1948 yılında haksız ve hukuksuz bir şekilde Birleşmiş Milletler kurdu ama İsrail bugüne kadar kendisini kuran BM’nin aldığı hiçbir karara uymadı.

1967 öncesi sınırlara dönüşünü öngören, BM Güvenlik Konseyi’nin 242 sayılı kararını ve daha nicesini tanımadı.

“İşgal Devleti” İsrail

BM’ye kayıtlı her ülke milli sınırlarını deklare etmek zorunda fakat İsrail, kuruluşundan başlamak üzere kesin sınırlarını belirlemedi… Çünkü sürekli genişleyen bir “işgal devleti” özelliğini korumak istedi ve buna devam ediyor.

İsrail; 74 yıldır Filistin topraklarını adım adım ele geçirmiş, mazlum Filistin halkını topraklarından etmeye, evlerine el koymaya, Yahudi yerleşimcileri o evlere yerleştirmeye devam ediyor.

İsrail, bugüne kadar hiçbir uluslararası hukuk ve norma uymadı! İnsan haklarıymış, özgürlüklermiş hiçbir kriteri umursamadı.

İsrail; hiçbir kutsala saygı göstermeyen, hukuka riayet etmeyen gözü dönmüş bir yapıdır.

Çocukları ve kundaktaki emzikli bebekleri katlettiler; okulları, camileri ve yaralı taşıyan ambulansları dahi bombaladılar! Müdahale edilebilir hastalıklardan dolayı hastaneye ulaşması engellendiği için hayatını kaybeden Filistinliler oldu.

Kurucularının büyük çoğunluğu terör ve suikast suçlarına karıştıklarını açıkça beyan etmelerine rağmen; kimse bunları sorgulamadı! Yaptıklarını insanlığa karşı suç kapsamına almadı.

İsrail; bu haliyle Siyonist lobilerinin gücüyle dünyaya varlığı konusunda baskı uygulamış, işgalci bir çeteden başka bir şey değildir.

İsrail’e Daha Ne Kadar Sessiz Kalınacak?

Şimdi soruyorum;

-Şehirlerin üzerine fosfor bombaları yağdıran, Gazze’yi açık hapishaneye ve Nazi türü toplama kamplarına çeviren, mabedimizi kirli postallarıyla kirleten İsrail’e daha ne kadar sessiz kalınacak?

-Dünyanın küresel güçleri zaten İsrail ne yapıyorsa hoş görüyor da; biz Müslümanlara ne oluyor?

-Kutsal mabetlerimizi kirli postallarıyla çiğneyen, ibadet eden Müslüman kardeşlerimizi coplayan, gaz bombası atan, mermi sıkan bu alçaklara sesimizi ne zaman çıkaracağız?

-Ramazan’da değilse ne zaman derlenip, toparlanıp; kendimize geleceğiz?

-Kudüs ve Mescid-i Aksa değilse; hangi mesele İslam âlemi olarak bizi bir araya getirecek?

-Ne zaman iktidar ve para odaklı değil de; “hak, adalet ve ümmet merkezli”, “Kudüs ve Mescid-i Aksa” odaklı bir bakış açısı ortaya koyacak İslam ülkelerinde iş başında bulunanlar?

Altını kalın harflerle çizerek ifade ediyorum; bu pervasız saldırıların nedeni İsrail’in sahip olduğu güç ya da cesaret değil, kahrolarak söylüyorum, İslam dünyası yöneticilerinin içine düştüğü acziyettir!
 

İsrail’le Normalleşen Filistin’le Anormalleşiyordur

Üzülerek ifade ediyorum ki; genel olarak İslam aleminin, özelde ise Türkiye’nin Kudüs karnesi maalesef çok zayıftır.

Özellikle de Ak Parti iktidarında geçen son 20 yılın!

Şimdi gördünüz mü normalleşeceğiz dediğiniz şebekeyi?

Şimdi anladınız mı yollarını bayraklarla donattığınız, atlarla nümayiş yapıp, kırmızı halılarla karşıladığını İsrail’in anormalliğini?

Bu saldırıların faili, geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetiyle gelip kanlı ayaklarıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde ağırlanan İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’tur!

İsrail ile normalleşme adımları başlatan iktidara hatırlatmak isterim ki Mavi Marmara’da vatandaşlarımızı şehit eden, yıllardır sürdürdüğü şiddetle Müslümanlara zulmeden İsrail, normal bir ülke değildir!

Ve bir kez daha tekrar ediyorum; İsrail’le normalleşen, Filistin’le ve mazlumlarla anormalleşiyordur!

Rotanız Neden Gazze’den Tel Aviv’e Döndü?

Bakın bugün Filistin gündeminden başka bir şey konuşmayacağım.

İslam âlemi ve tüm dünya için “sorunların anası” olan bu konu haricinde, diğer anormalliklerinizi bu hafta gündeme getirmeyeceğim…

Mesela saraydaki iftar sofralarınızı, örtülü ödenekten yapılan harcamaların zirve yapmasını, “isteyen herkese iş var” açıklamalarınızı, “kriz var ama sorumlusu biz değiliz” kabilinden gülünç değerlendirmelerinizi gündemimize dahi almayacağım..

Enflasyon açıklamayı suç saymaya kalkışmanıza dair de bir şey söylemiyorum; enflasyonu en iyi milletimiz hesaplıyor zaten hem de her gün kuruş kuruş, lira lira!

Fakat şu soruların cevabını verin;

-Adeta kitlesel zulme uğrayan Filistinlileri her şekliyle yanında olmak varken, İsrail’in alçakça saldırılarına “müdahale” ifadesini kullanmak nasıl bir savrulmuşluktur?

-Büyük Ortadoğu Projesi ya da daha doğru ifadesiyle Büyük İsrail Projesi için geçmişte yaptığınız yanlışların sonuçlarını bunca acıya rağmen hala anlayamadınız mı?

-Bir türlü gerçekleştiremediğiniz Gazze ziyaretinizin rotası ne oldu da yeniden Tel Aviv’e döndü?

Son 20 Yılda Her Ne Olduysa Ak Parti İktidardayken Oldu

Bunlara cevap veremeyenler, şimdi çıkmış Suriye’de olup bitenlerde Ak Parti iktidarının büyük sorumluluğunu ifade eden Genel Başkanımıza cevap yetiştirmeye çalışıyorlar.

Yok, post-truth açıklamalarmış da, yok vicdansızca bir değerlendirme olmuş da!

Post-truth kavramı ete kemiğe bürünse; karşımıza 20 yıllık Ak Parti iktidarı olarak çıkar, siz ne konuşuyorsunuz?

Asıl vicdansızlık, iş başına geldiği günden bugüne Irak, Afganistan, Suriye, Libya, Tunus, Mısır, Doğu Türkistan, Filistin ve daha onlarcasında ya zulme sessiz kalmak ya da ortak olmak değil de nedir?

Hani Şair diyor ya; “Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar…”

Evet, her şey biz yaşarken oldu, dahası son 20 yılda yaşanan ne varsa siz iktidardayken oldu; belki de daha vahimi siz iktidardasınız diye oldu!

Bir başka açıdan ifade edersek de; biz iktidarda değiliz diye oldu! Düşünebiliyor musunuz; Milli Görüş, Saadet Partisi 20 yıl iktidarda olacak da İsrail böylesine fütursuzca hareket edebilecek; mümkün mü?

“Erbakan Hoca İktidarda Olsaydı…”

Milli Görüş Hareketi, her zaman Kudüs’ü ve Filistin’i İslam Birliğine giden yolun mihenk taşı olarak görmüştür. Bu yüzden siyasal hareket olarak tarih sahnesine çıktığı 1969 yılında gerçekleştirdiği ilk mitingin adı da “Kudüs Mitingi” olmuştur.

Sözün tam burasında yeri geldi. Hani şimdilerde iktidar partisinin ileri gelenleri, yazar-çizer takımı sık sık “Erbakan Hoca hayatta olsaydı..” diye cümle kurmayı alışkanlık edindi ya…

Saadet Partisine sataşarak, iftira ve hakaret ederek oy devşirmeye çalışanlara sesleniyorum; öncelikle Erbakan Hoca hayattaydı ve bizler de Allah’a hamdolsun, her daim yanındaydık… Ama sizi son 10-15 yıl Hocamızın yanında hiç görmedik.. Bu işin bir tarafı…

Diğeri ise şudur; eğer Erbakan Hocamızın adını anarak bir cümle kuracaksanız; size tavsiyem şöyle başlayın o cümleye; “Erbakan Hoca iktidarda olsaydı…”

Böyle başlayın cümleye ve düşünün bakalım; Erbakan Hocamız 20 yıl tek başına iktidarda olacak da İsrail, böyle hiç olmadığı kadar rahat bir dönemi yaşayacak? Mümkün mü bu?

Bırakın artık Erbakan Hocamızı istismar etmeyi. Onu “Abdülhamid Han’ın yalnızlığına” terk etmeye yeltenenler sizlerdiniz. Çok şükür ki bizler onun hayatının her aşamasında yanında olduk. Onu yalnız bırakmadık. İdeallerini hayata geçirmenin mücadelesini verdik, vermeye devam ediyoruz.

JARUSSALEM Yeniden DARUSSELAM Olmalı

Bütün İslam ülkelerine buradan çağırıda bulunuyoruz; tepkinizi ortaya koyun.

 Filistin, İslam dünyasının onur ve namusudur.
! Filistin dünya barışının kilit taşıdır. Herkese düşen görev bu kilit taşını muhafaza etmek ve yerinden oynatmamaktır.

İslam ülkeleri, mevcut bütün ihtilaf ve ayrılıkları bir kenara bırakıp, Kudüs davası  etrafında birleşmelidir.



Bugün biz Müslümanların en büyük sorumluluğu; JARUSSALEM’i yeniden DARUSSELAM, yani barış ve selam yurdu yapmaktır.

Yollarında ‘kanların aktığı’ değil ‘çiçeklerin açtığı’ bir belde haline dönüştürmektir.

Yahudisiyle, Hristiyanıyla ve Müslümanıyla herkesin huzur içinde yaşadığı özgür ve bağımsız bir  Filistin’i inşa etmektir. Filistin’i barış ve esenlik yurdu haline getirmektir. Dini, dili, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun bütün mazlumlara kucak açmaktır. Rachel Corrie gibi “Zulüm bizdense ben bizden değilim” diyenlerin de olduğunu bilmektir. Siyonizm’in sadece Müslümanlar için değil bütünm insanlık için bir tehdit olduğunun farkına varmaktır.

Bunun için artık;

-İslam dünyası olarak birbirimizle uğraşmayı bırakmalıyız.

-İhtilaflarımızı değil ittifaklarımızı ön plana çıkarmalıyız. 

İsrail’e Karşı Somut, Caydırıcı ve Kalıcı Adımlar Atılmalıdır

-Sahip olduğumuz imkânları birbirimizi yok etmek için değil, birbirimizi desteklemek için kullanmalıyız.

-Coğrafyamız üzerinde oynanan sömürgeleştirme politikalarına ve entrikalara karşı ortak stratejiler üretmeliyiz.

-İslam İşbirliği Teşkilatı’na sorumluluklarını yeniden hatırlatmalıyız. D-8 gibi savaşı değil, barışı, çatışmayı değil diyaloğu esas alan kuruluşlara gereken önemi vermeliyiz.

-Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır; her türlü şahsi, etnik, mezhepsel veya bölgesel ihtirasları bir kenara bırakmalıyız.

-Büyük Ortadoğu Projesi’nin coğrafyalarımıza döşediği fay hatlarına engel olmalıyız. Farklılarımızın düşmanlık sebebi olmadığı aksine zenginlik vesilesi olduğu bir anlayışı hayata geçirmeliyiz.

Bugün partimizin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olduğumuz için basın toplantımızın tamamını Kudüs’e ayırmak istedim.

Çünkü Filistin ve Mescid-i Aksa gündemi, diğer tüm gündemlerin önünde olmalıdır.

Mescid-i Aksa’da bombalar patlarken, silahlar ateşlenir, Müslümanlar ibadet ederken coplanırken; bizlerin öncelikli gündemi başka ne olabilir?

Başta Türkiye’de iktidarda bulunanlara ve İslam âleminin yöneticilerine ve tüm dünya kamuoyuna çağrımızı tekrarlıyoruz; Filistin özgür olmadan, dünya huzur ve barışa kavuşamaz, öyleyse İsrail’e karşı harekete geçin, somut, caydırıcı ve kalıcı adımları atın.

Toplantımıza katılımınız için teşekkür ediyor, hayırlı günler diliyorum. Allah’a emanet olun…”

Hibya Haber Ajansı

related posts

Leave a Comment